Yoga Eğitmenliği Üzerine

Günümüzde yogaya ve yoga eğitmenliğine duyulan ilgi giderek artıyor. Bu iş kolunun çok kolay olduğuna dair bir inançla, kurumsal hayatı bırakıp kumsallarda güneşlenerek yoga dersi verme hayallerinin peşinden giden ve bu hayalin altında ezilen kişilerin sayısı da aynı hızla çoğalıyor.

Ülkemizde de dünyada da yoga uzmanlık eğitimleri oldukça popüler. Her yıl temel 200 saatlik programları tamamlayıp mezun olanların sayısı artıyor. Bunu kötü bir şey olarak söylemiyorum; aksine ilginin ve sayının artması, her şeye rağmen çok kıymetli.

Peki neden “her şeye rağmen” diyorum?

Çünkü birkaç yıllık deneyimi olan kişilerin uzmanlık programları açmaya kalkıştığını, kendini bilirkişi konumuna koyarak insanları sakatlayabildiğini ya da en son yazımda bahsettiğim gibi, doktor ya da psikolog rolüne bürünebildiğini görüyorum.

Öte yandan, kurumsal hayatın içinde yoga eğitmenliğini “havalı” bir meslek olarak görüp bu yola girenlerin de ciddi hayal kırıklıkları yaşadığını gözlemliyorum.

Dışarıdan kusursuz görünen bu alanın içinde, hem maddi hem manevi olarak yıllar boyunca kendini geliştirmeye adamak bence en ileri pratiklerden biri.

Ben de yoga uzmanlık programı veriyorum ve şunu açıkça söyleyebilirim: Bu programlarda odak sadece yoga pozları değildir. Hatta çoğu zaman mesele pozlar bile değildir. İsteseniz de istemeseniz de, bu yol sizi kendinizle çalışmaya davet eder.

Ancak bu “kendinle çalışma” alanının sınırları doğru çizilmediğinde her şey birbirine karışmaya başlar.

Günümüzde yoga eğitmenlerinden beklenen roller giderek artıyor. Bu da hem öğrencilerde hem de yeni mezun eğitmenlerde ciddi bir yanılsama yaratıyor. Bu yüzden bazı şeyleri hatırlatmak istiyorum:

Yoga eğitmeni doktor değildir.
Derslere ağrılarıyla gelen öğrenciler olabilir. Dinlemek, destek olmak kıymetlidir; ancak teşhis koymak ya da tedavi etmek bizim alanımız değildir. Gerekli durumlarda yönlendirmek en doğru yaklaşımdır.

Yoga eğitmeni terapist değildir.
Öğrenciler sizinle paylaşmak isteyebilir, bu çok insani ve değerli. Ancak sınır çizmeyi öğrenmezseniz, bir süre sonra herkesin duygusal yükünü taşıyan kişi haline gelirsiniz. Nerede dinleyeceğinizi, nerede duracağınızı bilmek hem eğitmenlik hem insanlık pratiğidir.

Yoga eğitmeni her zaman sakin, mutlu ve “pozitif” olmak zorunda değildir.
Öfke, sinir, kırgınlık… Bunların hepsi insana dair. Yoga yapmak ya da öğretmek, bu duyguları yok etmez. Aksine, onları daha dürüstçe görmenizi sağlar.

Yoga eğitmeni her şeyi bilen biri değildir.
Bilmiyorsanız “bilmiyorum” demek en büyük açıklıktır. Her şeyi bilmek zorunda değilsiniz.

Yoga eğitmeni alan tutandır.
Matın üzerinde her bedenin ve her hikâyenin farklı olduğunu görürsünüz. Amacınız kimseyi dönüştürmek değil; olduğu haliyle var olabilmesi için güvenli bir alan açmak ve cesaret vermektir.

Yoga eğitmeni kendisiyle çalışandır.
Ne uzman, ne terapist… Ama kendini anlamaya niyet eden, gerektiğinde yaklaşan, gerektiğinde geri çekilmeyi bilen kişidir. Yoga, sadece pozlar ya da sosyal medyada görünen karelerden ibaret değildir; kendi hikâyeni sahiplenme halidir.

Peki yoga eğitmeni kimdir?

Kendini geliştirmeye adayan, merak eden, araştıran, sorgulayan kişidir.
Ne 200 saatlik bir eğitimden sonra ne de yüzlerce saatlik programları tamamladığında “oldum” demez. Öğrenmeye devam eder. İlgi alanları değişebilir ama öğrenme arzusu ve kendini anlama pratiği hiç bitmez.

Ve en önemlisi…

Yoga eğitmeni, deneyimini ezberle değil; anlayarak ve yorumlayarak aktarandır.

Çünkü yoga, kopyalanacak bir form değil; yaşanayaşarak yorumlanıp paylaşılan bir deneyimdir.


Yorumlar

Yorum bırakın