Gerçek Sevgi

Sevilmek için koşturmaktan yorgun düşen modern insan…

Koşturmaya devam ediyor.

Aslında neden koşturduğunu teoride bilse de, teoriye başını çevirerek günü kurtamaya çalışıyor.

Çünkü modern çağda artık  psikologların konuşmalarına, yaklaşımlarına yani bilgiye internet üzerinden ulaşmak o kadar kolay ki..

Gerçek sevgi, gerçek anlayış toprağa ektiğin tohumun ağaç olmasını istemek değildi. Büyüsün diye, çırpınmak hiç değildi.

Modern insan bilgiye hızlıca ulaşıyor ama onu sindirmek ya da idrak etmek istemiyor.

İnsan bu kadar sevilmek isteyip, neden sevmeyi beceremiyor sizce?

Kendini sevmeyen kişi başkasını sevebilir mi?

Ya da daha ileri gidelim, cebimde olmayan paramı nasıl paylaşabilirim?

Bence ‘self love’ yani kişisel sevgiyi de çok yanlış anlıyoruz.

Günümüz sözde spritüel öğretileri her sıkışmada, her zorlanmada önemli olan sensin diyerek, ilişkiye / duruma  son verme halini anlatır.

Oysa bazı gerçek büyümeler için kalmayı, bazıları için de gitmeyi öğrenmek gerekir.

Mesele ayrımı yapmaktan geçer.

Yani her zorlamada gitmek, kişisel sevgi değildir arkadaşlar!

Modern insan, her gördüğü su birikintisine sevgi demeyi seçtiği için ve sevgi kendi kaynağından gelmediği için bu kadar karmaşa halinde aslında..

Sevgi, kime ya da neye karşı olursa olursa olsun karşındakinin gerçeğini görebilme niyetidir.

Onu görmeye başladığınızda karşınızdakiyle olan kavganız da biter.

Hayatta her şey ilgi, özveri ister.

O yüzden günümüzde her şey bu kadar hızlı olup, çabuk bitiyor.

Kimse  derin bağlar kurmak istemiyor.

O yüzden sığ sularda boğuluyor.

Cesaret okyanusta derin sularda yüzebilmekten geçer.

Ama kişisel sevgi safsatasından kimse kıyıdan ilerleyemiyor.

Çiçek bile su vermediğinde soluyor. Önemli olan gerçekten solmuş yaprakları cesaretle ve asaletle kesebilmekte ki sağlıkla gelişebilsin.

Aynısı insan için geçerli aslında.

Gerçek sevgi, gerçek anlayış toprağa ektiğin tohumun ağaç olmasını istemek değildi. Büyüsün diye, çırpınmak hiç değildi. 

Gerçek sevgi, bir adım geri çekilip o tohumun toprağa tutunamama olasılığına da açık olmaktı. Ve onu da sevebilmekti. O, tohumun kaderini belirlemeye çalışmak değildi. O tohumun her ihtimale rağmen bu yaşamın parçası olmaya devam etmesini sevmekti.

Çünkü tohum hep bu yaşamla birdi aslında… Bir olması için ağaç olmasına gerek yoktu. Toprağa tutunursa ne güzeldi, tutunamazsa da ne güzeldi.

Seni sevmem için toprağa tutunmana gerek yoktu, toprağa tutunamama haline de kalbimde geniş bir yer vardı.

Gerçek sevgi, ormana girdiğinde aldığın oksijen gibiydi.. Ve asla daha azı değildi!


Yorumlar

Yorum bırakın