Kendimle baş başa….

Lise sıralarından beri değişmeyen bir huyum var. Ne zaman bir şeylerden kaçsam yazmaktan da kaçıyorum. Kelimeleri kafamda konuştursam da asla kalem ve kağıtla buluşmuyorum. Çünkü yazmak, biraz çıplak kalabilmek, birazda her parçanla yüzleşebilmekle ilgili benim için. O yüzden hayatımdan kimi çıkarmak istiyorsam önce yazarak veda ederim.

Yazı bitince veda etmek daha kolaylaşıyor.

Tabi, bazılarına yazdığım vedalardan bir roman çıkardı. Çünkü ne zaman kalbim ve mantığım arasında kalsam ben inatla kalbimi dinledim. O zamanda bitmeyen vedaları sakladım, durdum yüreğimde. Yolları uzattım, tamam öğrendim dedim ama yine aynı senaryoları başa sardım durdum..

Bu aralar yine kaçıyorum. Sanırım bir aydır kelimelerimden kaçıyorum. Meğer uyuttuğum canavarlarımı uyandırmışım. 
Geçen sene bel fıtığımdan çok şey öğrendim ve bitti demiştim ama bitmemiş.
Biliyordum dünyanın en büyük hastalığı değildi ama hayatımı etkiliyordu işte… Gençliğin verdiği bedenime çok güvenen ben, yaşlı teyzeler gibi iki büklüm gitmiştim doktora. İnsanların nasıl baktığını, iki adımlık yolu yürüyemeyeceğim için taksiciye nasıl rica minnet yalvardığımızı, bir gece sabaha kadar ağrıdan deli gibi ağladığımı ve tam da o gece aldığım kararları hepsini  yeniden hatırlıyorum. 
Kendimi kırılmış, güçsüz hissediyordum. Güçsüz olan bedenimdi ama ruhumda onunla beraber kırılmışı.O yüzden birilerinin en ufak ”nasılsın?” sorusu beni çok mutlu ediyordu. 
Gerçekten güvendiğim bazı kişilerin yanımda olmaması ise beni çok kırmıştı ve evet hala hatırlıyorum; kimler yanımdaydı, kimler değildi. Başta çok kırılmıştım ama sonra olanı kabul ettiğim zaman, sessizce hayatımdan çıkıp gitmelerindeki öğretiyi de anladım.

Yoga, sanırım üç sene içinde hayatımın aşkı olmuştu ve bu süreçte ondan da uzak kalmıştım. 

İsyan ediyor ve kıskanıyordum. Çünkü kırılmıştım.
Sonra hayatımda gerçekten çok özel yeri olan iki kişi birer cümle kurdu. Sanırım o dönem, ayağa kalkabilecek gücü o cümlelerde bulmuştum.
Bu dönemden çok şey öğrendim, hayatımın bu bölümü bitti derken bu yaz yeniden başa sardım. Belki geçen seneki kadar kötü değil tablo ama yine de hareket alanın kısıtlanması, bedenimde misafir bir ağrı ve yogadan uzak olmak…Sonunda şunu anladım; bir şeyi özlemek kötü bir şey değilmiş, aslında bir şeyi özleyebiliyorum diye çok şanslıymışım. Ya hiç olmasalardı?
Kendi kabuğuma çekildim sessizce… İsyan etmeden, bağırmadan, ne kadar şansızım demeden…Elimdeki bilgilerle yorum yapmaktan vazgeçtim… 
Belimde yeniden ağrıyı ilk hissettiğim gece bir şeylerin yolunda olmadığını anlamıştım. Beynimde kırk tane düşünce vardı. Yogadan uzak mı kalmam lazım diye düşünürken bu sefer de gördüğüm rüya yeniden beni topladı ve güç verdi.
Sanırım son dönemde hayatımın bu tarz kırılma noktalarında gördüğüm bir yoga hocam ve rüyamda bana rehberlik yapıyor ya da benimle yoga yapıyor. Nasıl bilmiyorum ama rüyamda gördüklerim beni yeniden ayağa kaldırıyor.(İyi ki de var, tanıdığım en doğal, en içten ve en samimi kadın hocalardan biri…)
Şimdi bedenimdeki misafir ağrının geçip gitmesini bekliyorum benden. Ondan sonra da yeniden aynısını yaşar mıyım korkusuyla yüzleşmem gerekiyor ama güvenli kutumdan çıkacak cesaretim var.. Yani her şey daha yeni başlıyor….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s