Geçmişe Yolculuk

Bottom of Form

Geçenlerde 12 sene sonra eski bir arkadaşımla yeniden buluştum.
Çocukluğunun bir dönemine tanıklık etmiş, bir şekilde birbirine değmiş yüzlerle yeniden karşılaşmanın bedeli sanırım gerçekten paha biçilemez.

A man walks through an ancient stone archway into a vibrant historical scene with hot air balloon, steam train, and castle

12 sene önceki Özde’den ne kadar uzaklaştığımı, ne kadar yol aldığımı böyle anlar hatırlatıyor.
Bazen bir buluşma, bazen eski bir fotoğraf…

“Neler yaptın?” diye sordu arkadaşım.
Sadhguru’nun ileri seviye meditasyon programlarından birinde, ağlaya ağlaya anlattığım hikâyelerimi bu sefer on dakika içinde, gözümden tek bir damla yaş gelmeden anlatırken buldum kendimi.

Dürüst olmak gerekirse, şaşırdım.

Kendi hikâyemin etrafından dolanmıyordum artık.
Onu taşımıyordum.
Sadece olanı anlatıyordum.

İnsan bir süre yeterince kendine acıdığında,
yeterince ağladığında,
tutunduğu hikâyenin geçiciliğiyle yüzleşiyor.

Sanki dışarı çıkarken üzerimize giydiğimiz kıyafetler gibi…
Yaşadığımız her şey üzerimizden geçiyor.
Ama o kıyafet biz değiliz.
Hiç olmadık.

Bir zamanlar derin suları bulduğunu sanmıştın—
Ama aslında onların derinliğine hiç dokunmamıştın, değil mi?

Anlayabilmen için
çok şeyin olması, çok şeyin kaybolması gerekti.

Ve ödediğin bedeli geri alabilseydin,
kaybettiklerini geri kazanabilseydin—
gerçekten yeniden sığ suların güvenliğini mi seçerdin?

Bu pazarlığı kendinle defalarca yaptın.
Ama sonradan görmeye başladın
derinlerin baş döndürücü, kalp uyandıran berraklığını.

Kayıplara,
gidenlere—ve aslında hiç gitmemiş olanlara,
öğretilere, kalbin yoluna…

“Anladım” ya da “öğrendim” demiyorsun artık.

Ödediğin tüm bedeller,
sevdiğin, korktuğun, ağlayarak geçtiğin anlar—
hepsi bunun bir parçasıydı.

Ve şimdi görüyorsun:
Derin suların da kendine ait bir bedeli var.
Ama bir kez tattığında,
artık sığ olanla yetinemezsin.

Bu hayata ve tüm hayatlara,
bana hatırlattıklarına,
ve hatırlamana vesile olan herkese…


Yorumlar

Yorum bırakın