9 Temmuz benim ikinci doğum günüm.
Çünkü biliyorum ki bugün burada olmayabilirdim.
Yaşadığım onca deneyime, döktüğüm gözyaşlarına ve içinden geçtiğim karanlıklara rağmen bazen bu yaşamın ne kadar değerli olduğunu unutma yanılsamasına kapılıyorum. Kendimi, kalbimi kırıp duruyorum.

Sonra kendime dönüp şöyle diyorum:
“Ne yapıyorsun? Kendine gel. Burada olmayabilirdin.”
Aslında her şey küçük gibi görünen bir ihmalle başladı. Doktorun gözden kaçırdığı bir gerçek, yıllar içinde büyüyerek hayatımın tam ortasında patladı.
2015 yılında işitme kaybı yaşamaya başladığımda, rahmetli dedemin güvendiği profesör bir doktora gittim. Çok sonradan öğrendim ki o durumda bir beyin MR’ı istenmesi gerekiyormuş.
Bana Betaserc yazıp gönderdi.
Aradan üç yıl geçti.
Bu kez işitme kaybına denge problemleri de eklenmişti. Ben ise tüm bunların iç kulakla ilgili olduğuna inanıyordum. Bir ilacın geleceğine ve bütün sorunlarımı çözeceğine nasıl umutla tutunduğumu bugün bile hatırlıyorum.
Yine aynı doktordan randevu aldım.
Asistanları birçok test yaptı. Doktor yine aynı ilacı yazıp beni göndermek üzereydi ki asistanlardan biri,
“Size hemen nörolojiden randevu alalım.” dedi.
“Ben alırım.” dedim.
“Hayır, ben sizin yerinize alıyorum. Hemen şimdi gidin.”
İyi ki de öyle demiş.
Nöroloğa gittiğimde birkaç muayeneden sonra doktor benden beyin MR’ı istedi. O an hiçbir şey anlamıyordum. Sanki pinpon topu gibi bir doktorun odasından diğerine savruluyordum.
MR sonucunu doktora verdiğimde beynimde bir tümör olduğunu öğrendim.
Ve o gerçeği öğrenip aynı akşam yemeğinizi yemeye devam ediyor olmanız…
İnsan hayatının ne kadar tuhaf olduğunu o gün anlıyorsunuz.
Sonra Türkiye’nin en iyi beyin cerrahları olarak görülen birçok doktora gittim.
O sırada annem kanser tedavisi görüyordu.
Bir doktor ameliyat masasında ölebileceğimi söyledi.
Bir diğeri ameliyattan sonra yüzümün tanınmayacak hale gelebileceğini…
Bir başkası bunun yalnızca kendisinin yapabileceğini…
Bir diğeri ise durumun son derece ciddi olduğunu…
Her şey böylesine belirsizken insan neye güvenebilir?
Ben kalbimi dinledim.
Yanında güvende hissettiğim hocamı seçtim.
Ameliyattan önce bana hastaneyi bile gezdirmişti.
Bana gerçekleri tüm açıklığıyla anlatırken aynı zamanda insan olduğumu unutmayan tek kişiydi.
Ölüm riskinin her zaman var olduğunu söyledi.
Yüzümde kalıcı hasar olursa plastik cerrahi seçeneklerini de anlattı.
Ne umut sattı ne de korkuttu.
Sadece gerçeği ve şefkati aynı anda taşıdı.
Belirsizliğin içinde elimde olan tek şeyi yaptım.
Ameliyat tarihimi kendim seçtim.
O güne kadar kalan bir haftayı ise sanki elimdeki son biletmiş gibi yaşadım.
Bir yandan da ameliyattan sonra yapmak istediklerimin listesini hazırladım.
Çünkü o karanlığın altında bir köşeye yığılıp kalmak istemiyordum.
Birçok arkadaşım ameliyattan sağ çıktığımda her şeyin bittiğini düşündü.
Oysa ben sadece uzun bir yolculuğun ilk bölümünü geçmiştim. Asıl yol, bu yaşam sürdükçe benimle devam edecekti.
Evet, hayattaydım.
Ama hiç alışık olmadığım yeni bir hayat başlamıştı.
Yüz felci geçirmiştim.
Sol gözüm kocamandı.
Ağzımın sol tarafı aşağı doğru kayıyordu.
Bir kadın olarak aynada gördüğüm eski halimi özlüyordum.
Buna bitmeyen fiziksel ağrılar da eklenmişti.
Bir ay boyunca evden çıkmak istemedim.
Hayatım boyunca hakkını ödeyemeyeceğim bir arkadaşım beni zorla dışarı çıkardı.
Çünkü insanların yüzüme bakışlarından çok utanıyordum.
Bir ay sonra ders vermeye geri döndüm.
Aynı zamanda fizik tedaviye başladım.
Fakat hiç tanımadığım ortamlara girmek uzun süre benim için çok zordu.
Yaptığım iş yüzünden sayısız soruya maruz kaldım.
Kimi gerçekten merak etti.
Kimi farkında olmadan incitti.
Kimi bilmişlik yaptı.
Kimi ise bilerek canımı acıttı.
İtiraf ediyorum…
İlk zamanlar bunların hepsi çok zordu.
İnsanların merak dolu bakışlarının altında bazen görünmez olmak istiyordum.
Ama o saklanma hissine rağmen…
Hiç saklanmadım.
İçimdeki bütün karanlığa, öfkeye, kırgınlığa ve vahşi duygulara rağmen görünür olmayı seçtim.
Hatta zamanla onları beni harekete geçiren bir güce dönüştürdüm.
İçimde sürekli “evden çıkma.” diyen bir ses vardı.
İnsanlardan uzak dur.
Fotoğraf çektirme.
Kendini gösterme.
Ama ben o sesi dinlemedim.
Cesur olduğum için değil.
Korkmadığım için hiç değil.
Tam tersine…
Çok korkuyordum.
Ama korkarak da görünür olunabileceğini öğrendim.
Cesaret, korkmamak değildir.
Korkuyla birlikte yürüyebilmektir.
Bugün geriye dönüp baktığımda keşke daha kolay bir hikâyem olsaydı dediğim oluyor.
Oluyor elbette.
Ama artık hayatın bana karşı olmadığını biliyorum.
Hayat sadece oluyor.
Biz ise onun bize bıraktıklarıyla kim olacağımıza karar veriyoruz.
Benim yeniden doğuşum, ameliyattan sağ çıkıp yaşama karışma cesaretimdi.
İşte bu yüzden 9 Temmuz benim ikinci doğum günüm.
Çünkü o gün sadece hayatta kalmadım.
Kendimi yeniden seçtim.
Hayatım boyunca benimle yaşayacak bir ameliyat izim var. Bazı izler hiç kaybolmuyor. Ama zaman bana şunu öğretti: Mesele o izi silmek değil; onun bıraktığı çorak toprakta yeniden bir bahçe kurabilmek.
Bugün ödemek zorunda kaldığım bütün bedellere dönüp baktığımda içimde yalnızca tek bir cümle kalıyor:
Teşekkür ederim.
Çünkü bazı yaralar kapanmaz.
Ama bir gün, tam da o yaralardan ışık sızmaya başlayabilir.
Dilerim hepimiz, hayat bizi nereye savurursa savursun, içimizde yeniden açmayı bilen o çiçeği bulabiliriz.

Yorum bırakın