Açıklık ve cesaretle

 

Senin kalbini sıkıştıran her şeyi asaletle ve sevgiyle bırakabilirsin!

Senin kalbini sıkıştıran her şeyi bırakarak da sevebilirsin!

Senin kalbini sıkıştıran her şey, görmek istemediğin kendi karanlık dünyanın bir sureti, görmezden gelmek yerine var olanı, her aldığın nefes gibi sadelikle görmeyi seçebilirsin.

Okumaya devam et “Açıklık ve cesaretle”

Yedekledim, yedeklendin

 

Hayatında hiç bir şeyi yedeği olsun diye aldın mı? Belki kazak, belki tshirt, belki yemek takımı… Liste herkese göre çok farklı ama hepsi aynı eğilimin farklı yüzleri.. İşinden deli gibi mutsuz olsan da, sürekli lanetler yağdırsan da yedeği olsun diye yeni bir iş bulmadan, gitmemezlik yaptın mı? Ya da sırf sevilme açlığını kapatmak için tıpkı eşyaları, durumları yedeklediğin gibi insanları da yedekledin mi? Okumaya devam et “Yedekledim, yedeklendin”

Kalp açıklığı

 

Geçen gün seneler öncesine ait beni zorlayan bir anımı hatırladım. O anının canlı halinini hatırladığımda kendime neden bana böyle acı veren deneyimi yaşamama izin verdiğimi anlamak istedim. Okumaya devam et “Kalp açıklığı”

Yeni sene gelirken

 

Kocaman bir seneyi arkamızda bırakırken, yeni sene gelmeden arkaya bakma zamanı…Benim için kendimi bildim bileli senenin bu zamanları  hesapları kapatma günleri olmuştur ya da şapkayı öne olma günleri diyebilirim. Gerçi şimdi geriye dönüp baktığımda hiçbir şeyi tam olarak kapatamadığı, zorla herkesi her şeye rağmen sevmeye çalışacağım diye kalbimi yorgun düşürdüğümü daha net algılıyorum. O yüzden cesaret ve şefkatle  geriye bakıp, yeni niyetler edelim ne dersin? Okumaya devam et “Yeni sene gelirken”

Sevgi

ITFQUPVCVM-984x500

Geçen gün bir belgesel izledim. İzlediğim günden beri, beynimin arka tarafında düşünüp duruyorum. Belgeselin müzikleri, görüntüleri zaten sizi bulunduğunuz yerden alıyor ve başka başka dünyaların olduğunu yeniden ve yeniden hatırlatıyor. Belgeselin adı ”Human”. Farklı farklı insanların aşkı, fakirliği, kendi hayatlarını içtenlikle anlattıkları bir belgesel. Zaten insanların gözlerinin içine baktığınızda yalan söylemelerinin mümkün olmadığını da anlıyorsunuz, bakışları kalbinizi deliyor.

Belgesel, bir adamın hikayesi başlıyor. Bir kadın ve bir çocuğu öldürmekten öbür boyu hapishanede yatmakla cezalandırılmış bir ruh. Buradan oturduğumuz yerden bunu duyunca bile yaptığının ne kadar kötü olduğu söyleyebiliyoruz. Ve belki daha da kötüsü dökülüyor dudaklarımızdan.. Bu ne kolay değil mi? Adam kendi hikayesini birkaç cümlede özetliyor. Aklımda kalan cümleler: ”Üvey babam, beni döverdi, ve beni sevdiği için dövdüğünü söylerdi ve hayatım boyunca sevginin can acıtan bir şey olduğunu düşündüm.”  Ve adamın gerçek sevgi deneyimi, öldürdüğü kadının anneannesinden gelmiş. Ah, nasıl olur değil mi? İzlerken tüylerim diken oldu, gözlerim doldu ama kalbimin en derine hikayesi ile işlemişti bile.

Güzel olanı sevmek ne kolay değil mi? Çocuğunu sevmek, yoldaki kediyi sevmek, sevgilini sevmek, eşini sevmek, anneni sevmek, aileni sevmek, arkadaşını sevmek…. Liste uzar gider. Peki, ya farklı hikayelerden gelen farklı canları da aynı özveri ve itana ile sevebilir misin? Ağır geldi, değil mi? Kolay değil zaten! Bir bacağını, kaybetmiş kedi, köpek, kolunu, bacağını bazen ikisini de kaybetmiş bir adam ya da kadın( acıma demiyorum, sevgi diyorum) adam öldürmüş bir adam ya da kadın, nefret duygusuyla başka başka canları yakan insanlar… Onları da sevebilir misin?

Canım Zeynep Hocam ( Zeynep Çelen) eğitimlerde Erich Schiffmann’ın dan bir alıntı yapmıştı: ”Sevgi, gerçekte olana bakmaya gönüllü olmak..” Ne kadar basit ama bir o kadar da nasıl da zor..

Canımız yanmasın, kimse bizi üzmesin diye önce zırhlar giyiyor, sonra duvarlar örüyor, sonra da sevgiden bahsediyoruz! Ya da giydiğimiz zırhlarla ve ördüğümüz duvarlarla başkalarının hayatları hakkında yorumlar yapıyoruz. Her şeyi en iyi biz biliriz ya!

Sevgililik ilişkilerinden, her türlü ilişkiye kadar en büyük sorun bu aslında.. Canımız yanmasın diye maskeler takıp, mış gibi yapıyoruz, sonra da neden benim canım yandı diyoruz! Ah, evet bunları bugün diyebiliyorum çünkü bu yola gelene kadar bolca fırtına, kasırga, tipi gördüm, üstüne yürüdüğüm toprak da kaydı ama artık kalbimin içinde tam olarak anlıyorum.

Gerçek sevgi zırhlar giyinip, duvarlar ördüğünde ortaya çıkmaz, çıkamaz. GERÇEK SEVGİ, tüm zırhlarını, korunaklarını bırakıp, yara alma riskini göze alıp, karşındakinin kalbine bakmaya istekli olduğunda beliriveriyor. Sevmediğin, hoşuna gitmeyen ya da sana doğru gelmeyen yollarda yürüyen insanları düşün. Yol, onları oraya getirdi, kim bilir neler yaşadılar ve nasıl oldu, seni de buraya getirdi. İkinizi de buraya getiren aynı yaşam. Seni başka, onu başka yaşam getirmedi. İkinizi de aynı yaşam etkiliyor ama farklı şekillerde. Başka bir türlü olsaydı o, o böyle biri olsaydı, o biraz duyarlı olsaydı, o biraz daha…. OLAMAZDI, BAŞKA TÜRLÜ OLAMAZDI!

Kimse senin gibi olmak zorunda değil. Senin gibi konuşkan, senin gibi sessiz, senin gibi atak, senin gibi başka başka.. Hiç olmadı mı, karşındakinin sana benzemediği için sinirlendiğin? Benim oldu mesela ama günün sonunda orta payda da buluşmayı öğreniyor insan ve gerçek sevginin de suçlama ile değil, çözümle geldiğini ❤

Sen, karşındakini alıp bir hamur gibi evirip çevirerek istediğin hale sokamazsın, sokmaya çalışmak sadece kendi intiharın olur o kadar! Kendini, kim olduğunu unutursun, gerçek sevgi o da öyle diyebilmek, ben de böyleyim. Yaralarını saklamak yerine paylaşabilirsen, ne hissettiğini saklanmadan, saklamadan açıkça söyleyebilirsen yol kendiliğinden sana rehberlik yapıyor merak etme 🙂

Kim bilir belki bugün zırhlarından, duvarlarından kurtulup birileriyle konuşacaksın, kim bilir belki belgeseli izleyeceksin ya da tüm bu okudukların deli saçması gelecek. Hepsi olabilir, hepsi olasılık, hepsi var umarım kalbinde seni titreten yaşamlara doğru adımlar atacak cesareti bulursun, zırhlardan, duvarlardan uzak, ayrım yapmadan her durumda, her şeye…