Gerçek sevgi, önce kendine ve sonra başkalarına verilen sözdür.

Günlük hayatın tüm o yoğun değişimlerinin içinde en derinde hepimizin özlemi bizi olduğumuz gibi görebilecek dostlar. Bazı şeyler çok basitmiş gibi hemen yazılıyor ama yaşarken, deneyimin içinde debelenmeye başladığımızda öyle olmadığını hepimiz eminim  kendi hayat filmimizin sahnesinde en az bir kere gördük.

 

Okumaya devam et “Gerçek sevgi, önce kendine ve sonra başkalarına verilen sözdür.”

Günümüz Spiritüelliği

 

Günümüz modern yaşam ”spiritüelliği’nin içinden yolunuz bir şekilde geçtiyse ya da yeni geçmeye başladıysa eminim kafanız da karışmıştır. Günümüz spiritüelliği pozitif düşünmenin ne kadar önemli olduğunu, evrenden istemenin anahtar olduğunu söylüyor ya da mutluluğun 10 yolu, 20 yolu adı altında  değişik eğitimler, kitaplar, atölyelerde seni, yeniden yaşamla  bağlantıya geçmeni vaat ediyorlar. ”Al bu kitabı oku, al bu cümleyi tekrar et, bu eğitime git senin bağlantını yeniden kuracağım, seni mutluluğu bulmanı sağlayacağım”  sloganlarıyla farklı reklamlar çıkıyor sosyal medya hesaplarımda… Okumaya devam et “Günümüz Spiritüelliği”

Her Şey Değişiyor!

Hayat, düşündüğümüzden ya da insan beynimizin algılandığından da daha hızlı geçiyor. Eski fotoğraflarıma baktığımda, o zamanki kalp yaralarımı artık hatırlamak da zorlanıyorum. Sevdiğim, aşık olduğum yüzler, sanki başkasının kalp sevdası gibi geliyor. Acım, ”benim” acım, benim olmaktan çıkmış gibi.. Okumaya devam et “Her Şey Değişiyor!”

Hisset

 

 

Geçen gün ufak ama tatlı bir mekanda oturup, kahve içerken seneler önce kalp yorgunluğu ile dinlediğim şarkı çalmaya başladı ve bu sefer tebessüm yüzümde oluşturuyordu. Çok uzun bir zaman kendime koyduğum yasaklı şarkı listemdeydi. Çünkü ne zaman çalsa kalbim yorgun düşüyordu.  Şimdi ise yeniden yolumun kesiştiği eski dost gibiydi, tüm yorgunluklarım.. Karşı karşıya oturduk, gözlerinin içine baktım ve tebessüm ettim. Tek istediği görülmekmiş. Okumaya devam et “Hisset”

Yaza Veda

agac

Söylemesi zor geliyor ama yaz resmi olarak bitti! Çocukken her yaz sonu yazlıklarımı biraz daha giymek için orasını burası çekiştirir dururdum. Sanki onları giydikçe yaz da, kalmaya devam edecekti benimle.

Geçen gün  dersten çıktıktan sonra göğün gürlemesinin ardından deli gibi yağmur yağması bir oldu. Tabi tam ortalık yerdeyim, ıslanmaktan başka bir çare de yok. Üniversitesin içindeki meydandaki kulübeye sığındım bir süre.. Ama öyle deli gibi ıslandım ki, dışarıdaki duş almış bir halim vardı ama çok eğlendim, üşümeme rağmen çok eğlendim! Sanırım off’layarak o yolu yürümeye çalışsam çok keyifsiz olacaktı ve  araba bulmama yardımcı olan amca belki orada olmayacaktı!  O gün yağmur içime kadar işledi, ıslanmamak için çaba sarfetmedim, zaten kaçacak da bir yer yoktu. Geldi ıslattı, sonra da kurudum. O günden sonra artık yazlıklarımla ara ara bakışıyoruz, pastırma yazı gelir mi acaba diyerek.

Kendimi bildim bileli yazılar yazdığım tek mevsim yaz! Yaz başı coşkuyla, mutlulukla seçilen kelimeler, her yaz sonu biraz buruk bir halde vedaya geçiyor. Seneler geçti, büyüdüm yollar aldım ama yazın yeri hala aynı bende! Günün birinde yaşayacaksam denizin yanında dibinde, yöresinde olmalıyım deyip duruyorum her yaza veda edişimde..

Neler sığdırdın bu yazın içine? İstediğin gibi geçti mi? Mutlu etti mi seni güneşin o sıcaklığı? Yaz, kışın ruhunda bıraktığı o izleri güneşin sıcaklığıyla eritebildi mi? Hangi olmaz’lar, asla’lar, olur’lara, evet’lere döndü? Yazı içine çekebildin mi?

Yaza olan sevdamın en büyük nedeni, koşulları eşitliyormuş gibi gelmesi.. Evi sokaklar olanlar için de, başında çatısı olanlar içinde yaz hep güzel ve sıcak. Yaz, herkesin içini, ruhunu ısıtmıyor mu? Kış mevsimi, bazıların iliklerine kadar üşütüp, sokakta ateşin etrafında tutarken, bazıları sıcacık  evinde umarsızca çayını yudumlayabiliyor. Yine de yaz geliyor ve gidiyor!

Önümüz yaz demek çok isterdim ama kış! Haydi itiraf edeyim korkuyorum da kocaman kış ayından ama yine de iki ayağımın üstünde rüzgarın o tüm şiddetine karşı bastığım yerden köklenip, başımı gökyüzüne kaldırmaya gönüllü olmayı seçiyorum ve biliyorum ki, bu seçim tüm o soğuk kış ayında ve uzun gecelerde daha da zor olacak ama inatla hatırlamak için elimden geleni yapacağımı da biliyorum

 Şehrin en sıkışık ara yollarında bile iki ağaç görmek öyle mutlu ediyor ki beni. Sonra yapraklarını, rüzgara karşı teslimiyeti gözlemlemeye başlıyorum. Yeniden ve yeniden fark ediyorum yaprakların teslimiyetini.. Belki de yaz çiçeklenmeyi, açılmayı, kalbini her şeye rağmen  açmayı öğretiyorsa, sonbaharda teslimiyeti ve köklenerek güçlenmeyi öğretiyordur.

 Önce köklen, olduğun yeri algıla! Neyi, istediğini ve neyi istemediğini fark et! Konuş, anlat! Hissettiğine güven, içerisi ile olan bağı hiç koparma, robotlaşma, dinle! Dinledikçe güçlen! Güçlendikçe ve köklendikçe senin elinde olmayan durumları sükunetle kabul edebilmeyi öğreneceksin ve bunu öğrendiğinde de kalbin açılmaya başlayacak. İçeriden kocaman bir mutluluk gelecek ve konacak tüm her şeye...

Ah, evet bizim de mevsimlerimiz var, her sabah baştan başlıyoruz!

Sevgili yaz, bir daha ki seneye nefesler yeterse o zaman kadar… Şimdi izinle kucaklamayı öğrenmem gereken bir mevsim var yanı başımda hem de…

Kalplerimizi yaza çevirip, kışı yaşayabiliriz değil mi?