Su gibi…

11902261_10153110101223435_9198124336578962129_n

9 gün, farklı hikayelerden, farklı koşullar ve koşullandırmalardan gelen yürekler… 9 günde ne değişir ki diye sorarsan bana artık vereceğim cevap her şeydir!

Zeynep Çelen ile 200 saatlik temel eğitimin inzivası için Pastoral Vadi’deydik. Bu sefer 4 arkadaşımla asistan olarak orada bulunuyorduk. İlk 6 gün, eğitimin, son 3 gün ise Zeynep Çelen Temel Eğitim Mezunlarının buluşma inzivasıydı. Evet, her sene büyüyen kocaman büyük bir aileyiz ve o günden bu yana yoga ailemle ilgili bir şey anlatacak olsam dilimden çıkan kelime ”iyi ki” oluyor. Ne çok iyi ki dedim bilmiyorum.

Öncelikle Zeynep Hoca… Cihangir Yoga’dan ayrıldığı dönemi hatırlıyorum. Aslında birkaç gün geç facebook’a  yazsa sanırım Cihangir Yoga’dan üyelik alıp, onun derslerine katılmayı planlıyordum. Onun ayrıldığını öğrenince bu sefer kapalı grup derslerinin peşine düştüm. İlk temel yoga hocalık eğitimi açtığında ama benim temel eğitimim var almasam mı alsam mı diye kararsız kalınca yer doldu ve o zaman anladım ne kadar çok istediğimi… Eylül 2014’de Zeynep Hoca’yla bu sefer hiç kuşku duymadan temel eğitime başladım, ardından ileri eğitim ve mayıs 2015’te yeni açtığı eğitimde ona asistanlık yaptım. Eğİtimlerde Erich Schifmann’dan nasıl coşku ile bahsediyorsa temel eğitim zamanları kendimde gözlemlediğim benim de onu etrafıma aynı coşku ve ilhamla anlattığım oldu. Sizi öyle tatlı dille olduğunuz hal ile yüzleşecek cesareti veriyor ki, kendinizden kaçmayı bırakıyorsunuz. Öyle çok teşekkür ettim sana ki, öyle çok emeğin var ki ben de ve öyle özel bir yerin var ki ben de… İyi varsın !!! İyi ki…

Gelelim inzivaya…

Sabahın erken saatlerinden öğlene kadar sessizlik halleri, sessizlik yürüyüşleri, sessizlik içinde yoga yapmak ve tüm bunlarla beraber 36 saat sessiz kalmak. Günlük hayatta kendi isteklerimden ziyade karşımdakinin isteklerini önde tutardım. Ne yemek yiyelim dendiğinde, sen ne yemek istersin diye bir soru sorardım. 9 günlük inzivada canım istediğinde yalnız kaldım, canım istediğinde konuştum, canım istediğinde birinin yanına gittim, canım istediğinde de diğerinin.. Daha uzun zamandır tanıdığım arkadaşımla sürekli birlikte olmam lazım cümlesini kırdım kalbimde ve canım dereye girmek istiyorsa kimse girmiyorsa kendimi tek başıma derede buldum. Tek başına da güzel zaman geçirilebildiğini keşfettim ve aslında birine bir yeri ya da bir olayın güzelliğini anlatırken bile kelimelerin hep yetersiz kaldığını keşfettim. Konuşmadan da bir ağaca bakarak onun güzelliğini rüzgarla birlikte ağacın yapraklarının hareketini içimize çekebileceğimizi ve varoluşun  kendi aramızda konuşmadan birleştirdiğini deneyimledim.

Pastoral Vadi’de hepimizin aşık olduğu bir dere var ve dereye girilebilecek birkaç nokta var. İlk nokta yosunlu ve rahat ama yosun yüzünden kirliymiş gibi geliyor, diğer iki nokta ise taş dolu kendinizi Amazon Kadını hissetmenize neden olacak atlayışlar yapabiliyorsunuz ama suyun sesi çok gür ve burada su çok berrak. Bazen bir taşın üstüne oturur suyun nasıl aktığını izlerdim, gürül gürül, berrak, hiç şüphe duymadan güven dolu.. Sonra sorardım kendime su gibi olabilirsin Özde? Başımı kaldırdığımda kocaman gökyüzü, rüzgarla yapraklarını hareket ettiren ağaçlar.. Ah, şimdiden çok özledim sanırım!

Deredeki en dengesiz  taşın üstüne çıkıp yoga pozu veriyorum derken düştüm, başta bir şey yoktu ama birkaç saat sonra şişti, morardı. Sabah yürüyüşünde hiç rahat hareket edemedim, ayağımın iyi olmadığını başta kabul etmek istemedim, sonunda baktım olacak gibi değil adımlarımı yavaşlattım ve bebek adımları ile bile yol alabileceğimizi önemli olanın yolda olmak olduğunu anladım ve beden size deli gibi sinyaller verirken daha gidemiyorum demeyi de öğrendim. Bu arada bedenin kendini iyi hissetmediğinde kendi potansiyelimin altında adım atmak zorunda kalmak da başka başka hislerimle yüzleştirdi. Orada homeopat birinin olması kulağıma 5 iğne sokup, akapuntur yapması, ”bak bu kremi sür, sen de kalsın şimdi birkaç gün sonra bana verirsin!” diyerek tüm kalbiyle yardım etmeye gönüllü olması ne güzel insanlar var, ne güzel insanlarla karşılaşıyorum dememe neden oldu.

Şimdiden herkesi ve oraya ait her şeyi özledim. 2 senedir Zeynep Hoca’yla fiziki olarak çalışmalarımızın da sonu.. Bir yanım çok üzgün ama diğer yanım biliyor ki, artık deniz kenarından adım atmaya başlamanın zamanı.

Özlemek dünyanın en güzel şeyi.. Birine, birilerine, bir şeylere ne kadar değer verdiğini gösteriyor ve tüm kalbimle biliyorum ki gönülden gönüle bir bağ var, araya ne kadar mesafe girerse girsin hepimizin arasında sevgiyi taşıyıp, durmaya devam ediyor 🙂

36 saat süren sessizlikte defterime ”tek başıma ama güven içindeyim.” diye bir şey yazmışım. Sanırım insan o güven hissini en çok da sessizleştiğinde hissediyor.

Denize gittiğimiz gün tokamı düşürmüştüm ve sessizlikte olduğumuz için kimseden yedek toka da isteyememiştim. Acaba şimdi ne yapsam diye düşünürken İpek, avucumun içine tokamı bıraktı. Nasıl olduğunu, nasıl bulduğunu bilmiyordum ama çok şaşırmıştım. Sonradan öğrendim, nasıl benim olduğunu bilmiyormuş, sadece öyle hissetmiş. Gelmesi gelenler size gelmek için bir yol buluyorlar, sizin tek yapmanız gereken var olmak..  

Tüm ön yargılarını, o her şeyi bilme ve öğrenme çabanı bir kenara atabilirsen aslında hiçbir şey bilmediğini, hiçbir fikrin de olmadığını da anlıyorsun ve o bilmeme haline güvenmeye bile başlıyorsun.Hissettiğin her şey, hepsi, o kesin öyle dediğin düşüncelerinin hepsi yine seninle ilgili. O kadar uzağa gidip, birilerini suçlamaya ve kızmana gerek yok, her şey sen de başlıyor ve yine sen de bitiyor.

Tüm o itme hallerini bir kenara bırakınca her olasılığı kalbini açtıkça, genişleşmeye başlıyorsun. Yine aynı yerdesin ama kaplıyorsun ama hissi değişiyor.

Su gibi olabilirsin. O dere gibi.. Hem çok güçlü, hem içini görebileceğin berraklıkta, hem de onun gibi akışta ve güven dolu.. Dereye kim bilir kaç kişi girmiştir, hepsi de farklı farklı deneyimler yaşamıştır ama hiçbiri de  o dereye ait değil, akıp gidiyor.. Bir dereden ”akışına bırakmayı” öğrenebileceğini biliyor musun? Sessizce otur bir kayanın üstünde, belki bir yaprak suyun üstüne düşecek, su da küçük baloncuklar oluşacak, sonra o yaprakta artık derenin bir parçası olacak.SADECE İZLE, USUL USUL KONUŞACAK KENDİ YOLUYLA SENİNLE..

Her daim onun bir parçasının, ne hissedersen hisset, nereye gidersen git…

Bir dereden bile bu kadar ilham alınabiliyorsa düşünsene ne kadar çok şey var yaşamda keşfedilmeyi bekleyen..

Eee hadi 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s