14 Şubat’a doğru

 

Yine bir sevgililer günü geliyor. 20’li yaşlarda muhteşem Drama Queen’lik taçımla yalnızlığımla bu günü efkarlanarak  da, sevdiğimi sandığım yüzlerle kutlamaya hevesli olduğum zamanlar geçirdiğim de olmuştu.

Ama inanın bana yolda öğrenmeye istekliyseniz; insanın, yanında mevcut olmayan, onu görmeyen biriyle mış gibi olmak adına sahne kovalamanın da anlamsız ve yoruculuğunu da öğreniyorsunuz.

Dolayısıyla üzgünüm ama kaynağından çıkmayan her nehir kurumaya mahkumdur. Dolmak için koşturmaya gerek yok. 

Günümüzde yalnız kalınmamak adına bir ilişkinin bitiminden hemen sonra, bir sonraki ilişkiye atlanıyor.

Bedende olan boşlukları, yaşamda olmasına izin vermezsen, hayat  sana bu alanın değerini öğretmek için elinden geleni yapacaktır.

Biliyorum, hepimiz sevilmek istiyoruz. Hepimiz bir şeylerin tam da istediğimiz gibi olmasını istiyoruz. Hepimiz tam da bu yüzden içten içe hırçınız; çünkü her zaman her şey istediğimiz gibi olmuyor. O yüzden koşturup duruyoruz.

Söylenmek, suçlu aramak en kolayı, zor olan ve cesaret isteyeni tam şu an ne oluyor diye içeri bakmaktan geçiyor.

İstistanız tüm ilişkiler alma ve verme dengesi üzerine kurulu ve bu denge bir şekilde bozulduğunda eninde sonunda bir taraf için bazı şeyler sağlıksız olup, kalp yormaya başlıyor. “Bana vermiyor”, “istediğimi alamıyorum” diye bağırmak, söylenmek en kolay tepki ve eminim hepimiz hayatımızda en az bir kere bunu deneyimledik. Benim kendi küçük dünyamdaki aydınlanma anımdan biri, tüm çekişmelerin, öfkelerin sonunda kahve dükkanında çay içmek için eforlu bir şekilde sırada olduğumu fark ettiğimde meydana geldi. İstediğim yerde çay yoktu, o yüzden çay içmem de mümkün değildi. Çok kolaymış gibi aslında ama bunu idrak etmek baş döndürücü.

…………………………………………………………………………………………..

Seni sevmem için birlikte olmamıza gerek yok,

Seni sevmem için bana bir şeyler almana gerek yok,

Kalbinin içini görmeye istekli olduğum her an seni seviyorum.

Ve bu sevgi kendi kaynağımdan her şeye yanılan büyüyen bir parfüm gibi.

Öyle bir karışyor ki ne öznesi sensin, ne de benim..

………………………………………………………………………………

Papatyanın özü papatya olmak, kahve bardağın özü kahve bardağı olmak ise bizim için de aynı şey geçerli. Yönlenmelerimiz, hikayelerimiz özümüzü oluşturuyor ve aslında o öz’de hiçbir sorun yok! Yeterki, onu görmek için istekli bakalım birbirimize… Gerçek sevgi, o özü görmeye olan niyette… Birilerinden, yaşamdan eforlu, yorucu bir şekilde bir şeyler istemeye başladığında, bir durup yeniden bak kendine, olana.

Nezaketle sor: Su, nereye akıyor? Yaşam, nereye akıyor? Ve sonra  yaşam’ın içine tam da merkezine atla ve karış.

Zamanı geldiğinde zaten fark edeceksin ki, aslında alıcı halde, verici halde kendiliğinden oluşuyor, çabasızca. Akması için bir şey yapmana gerek yok! Sadece belki o kahve dükkanında çay sırasında bekleyerek söylenmek yerine cesaretle gitmeyi tercih edeceksin.

…………………………………….

Dolayısıyla bilmiyorum 14 şubat’ı sevgilinle mi, yoksa drama queen taçınla yapacaklarını mı  planlıyorsun ama tüm iliklerime kadar bildiğim tek şey var:

Dünyanın en sihirli şeyi sevmek ve sevilmek

Bulabildiğin tüm yollarda, dokunduğun tüm ifadelerle..

Bol bol…

Sevgi dolu An’lar..

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s